Sûre adını, Kur’an’da geçtiği tek yer olan son âyetinden alır. Bazı tefsirler ve Buhârî sûreyi ilk kelimesi olan Eraeyte adıyla anmışlardır. Sûrenin adı altıya kadar çıkarılmıştır.Mekke’de, nübüvvetin 2. yılında inmiştir. Ünlü tertipte Tekâsür ile Kâfirûn arasında 17. sırada yer almıştır. Bu sıralamayı sûrenin muhtevası da teyit eder.Sûreyi ikiye bölüp 1-3. âyetlerinin Mekke’de, 4-7. âyetlerinin de Medine’de indiği iddiaları Musallîn’e şer’î mânasıyla “namaz kılanlar” anlamı verme ısrarından kaynaklanmaktadır. Ne ki bunun bir mesnedi yoktur. Her şeyiyle parçalanamayacak bir bütünlük arzeder. Dahası, sûre son âyetiyle tekrar girişteki konuya dönerek onu her tür bölme çabalarını boşa çıkarır. Sûrede birbirine fa bağıyla kopmaz biçimde bağlanan iki konuyu birbirinden ayırmak, bizzat sûrenin reddettiği bir şeydir.Mâ‘ûn sûresi, ikinci yılın ilk yarısına tarihlenebilir. Konu itibarıyla, kendisinden önce indirilen Tekâsür sûresinin bir devamı niteliğindedir.Sûrenin konusu, bireysel ibadetle toplumsal yükümlülük arasındaki kopmaz ilişkidir. Salât üzerinden, hasenâtın sâlihata nasıl tebdil edileceğini gösterir (Bkz: 13:3, not 5). Kulun Allah ve toplumla olan ilişkilerinin parçalanamazlığı işlenir. Zımnen söylenen şudur: yetimi gözetmek ile ibadetin arasını ayırmak, “Allah’a karşı borçluluk bilinci” anlamındaki Din’i, dolayısıyla “din gününü/hesap gününü” yalanlamaktır.Yedi âyetlik sûrenin ilk üç âyeti insanın diğer insanlarla, sonraki üç âyeti insanın Allah’la ilişkisine dairdir. Bunun özeti şudur: Tevhid ve adâlet dinin iki kanadıdır. Bunlardan biri kırıldığında, diğeri işlevini îfâ edemez. Bu sûre, insanlara karşı sorumluluğun Allah’a karşı sorumluluktan ayrı düşünülmemesi gerektiğini telkin eder. Eğer kişi insanlara olan yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa ibadet bir gösteriden ibarettir: “Olmaz olsun (böyle) ibadet edenler” (4). Bunun anlamı şudur: İbadetler Allah ile kul arasında gerçekleşiyorsa da, ibadetlerin gayesi kulun diğer insanlarla ilişkilerine yansımak zorundadır. Zira ibadetin yararı Allah’a değil insanadır. Zaten ibadetin meyvesi de budur.