Sûre, “kadınlar” anlamına gelen Nisâ adını, girişinde yer alan, kadının hak ve sorumluluklarını dile getiren âyetlerden alır. Daha sahabe döneminde bu adla anılmıştır. “Kısa Nisâ Sûresi” adı verilen Talak’tan ayırmak amacıyla “Uzun Nisâ Sûresi” diyenler de olmuştur (Besâir).Sûre Medine’de inmiştir. İbn Abbas Medenî sûreleri sıralarken Bakara, Enfâl, Âl-i İmran, Ahzab, Mumtehane, Nisâ sıralamasını yapar. Fakat sûrenin Uhud Savaşı’nın ardından inmiş olması daha makul görünmektedir. Zira yetimler ve yetim malları meselesi Uhud Savaşı’nın yol açtığı sorunlardı. 70 müslümanın şehit olması, ortaya mirasın paylaşılması ve yetim haklarının korunması sorununu çıkardı. Sûrenin 1-28. âyetleri arasındaki ilk bölümü bu döneme ait olsa gerektir. 102. âyeti de içeren savaş (korku) namazı ile ilgili pasaj ise 4. yıldaki Zâturrik’a seferi sırasında inmiştir. Buna göre sûreyi 4. yıla yerleştirebiliriz. “Teyemmüm âyeti” denilen 43. âyet 5. yıldaki Müreysî’ gazasından sonra inmiştir. Sûrenin tamamlanış süreci en erken 7. yıla kadar uzanır. Hatta emaneti ehline vermeyi emreden âyetin (58), savaşmaya gönülsüz olanları uyaran âyetin (75) ve Kelâle âyetinin (176) sebeb-i nüzûl rivayetleri dikkate alınacak olursa, sûrenin iniş sürecini 8. yıla kadar uzatmak mümkündür. Sûrenin bütününde maksat beş temel emniyeti korumaktır: 1) Can emniyeti, 2) akıl emniyeti, 3) din emniyeti, 4) nesil emniyeti, 5) mal emniyeti. Sûrenin ana konusu adâlet ve hukuktur. Hukukun temelinin “insanlık” ortak paydası ve sorumluluk ahlâkı olduğunu vurgulayan bir âyetle başlar. Sonra aile hukuku çerçevesinde yetimlerin hakkını gözetmeyi emreden âyetler gelir (2-7). Kadın hukuku (7-10), miras ve vasiyet hukuku (11-21), evlilik hukuku (22-42), kasıtlı-kasıtsız cinayet hukuku (92-93), müslümanlar arası ihtilaf hukuku sırasıyla işlenir. Sûrede içki yasağının ikinci durağı yer alır (43). Namaz hükümleri ve temizlik ahkâmıyla ilgili âyetler gelir. Kitap ehlinin sapmaları dile getirilir (44-57). Şu âyet, sûrenin berceste âyetlerinden biridir: “Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; fakat isteyen (hak eden)/istediği kimselerin bunun dışındaki günahlarını bağışlar” (48). İktidar ve güç ahlâkına ilişkin tüm zamanlar ve mekânlarda geçerli ilkeler konulur (58-70). Ardından savaş ahlâkına ilişkin hükümler gelir (71-104).Sûre her fırsatta ahlâk ve akide arasındaki kopmaz bağa dikkat çeker. Haksız kazanç yemenin çirkinliği ve Müslümanlar arası muhabbetin gerekliliği vurgulanır. Miras hukukuna dair Kelâle âyetiyle son bulur.