Adını, Bizans-Pers savaşlarının akıbetine dair mucizevî bir haberin yer aldığı ilk âyetinden alır. İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre sûre, daha Allah Rasûlü döneminde Rûm adıyla şöhret bulmuştur (Tirmizî).Sûre Mekke’de inmiştir. Konusu ve üslubu bunu teyit eder. Tüm ilk tertiplerde İnşikâk sûresinin ardına yerleştirilir. Bazergan 1-26 arasını vahyin 6. yılına yerleştirir. 17-18. âyetler ve Hz. Ebubekir’in müşrik elebaşı Ubey b. Halef ile iddialaşma rivayeti (Tirmizî) bu yaklaşımı destekler. Tertibimizde İnşikâk nübüvvetin 8. yılına tekabül eder. Bu sûre de ona yakın bir tarihte inmiş olmalıdır.Sûre, indiği zamanın iki süper gücünün küresel güç savaşının nasıl sonuçlanacağına dair gaybî bir ihbarla başlar. Bu güçler, başında Heraklius’un bulunduğu Bizans ve I. Hüsrev’in bulunduğu Pers devletleridir. Bir asırdan beri birbirlerinin nüfuz alanına göz diken iki güç bir türlü birbirlerine kesin üstünlük sağlayamazlar. Tam bu sırada Persler Bizans’taki iç kargaşadan istifadeyle büyük bir saldırı başlatır. 613’te Suriye (Şam), 614’te Filistin (Kudüs), 615-16’da Mısır düşer. Anadolu baştan başa geçilir ve İstanbul kuşatılır. Bizans yıkılma tehlikesi geçirecek kadar sarsılır. Hatta İmparator İstanbul’dan Kartaca’ya kaçmayı düşünür. Bu şartlar altında Bizans’ı küçük düşüren bir anlaşma imzalanır. Hüsrev, imparatoru istiskal etmek için onun ateşe secde etmesini isteyecek kadar ileri gider. Bütün bu haberler Mekke’ye geldiğinde müşrikler sevinir, mü’minler üzülür. Sûrenin girişini ilgilendiren tarihsel ortam işte budur.Rum sûresi, medeniyetlerin kıyametine atıfla başlar, kozmik kıyamet haberiyle son bulur. Muhatabın en aşağı ve en yakın geçici varlık dünyasının aldatıcı dış görünüşüne ayarlı bakışlarını, kalıcı olana çevirir (7). Sûrenin ana teması, yaratılmışlar âleminin tâbi olduğu “oluş ve bozuluş” yasasıdır (19, 25). İnsanların oluşturduğu medeniyetler de, tıpkı tabiat gibi bu yasaya bağlı olarak yaşarlar ve ölürler (40-50).Bütün bu oluş ve bozuluş âleminde, insanın ayrıcalıklı bir yeri vardır. Bu yer, Allah tarafından insan benliğine nakşedilmiş olan “fıtrat” sayesinde kazanılmıştır. Bunun bozulmadan korunması, vahyin inşâ edeceği bir üst yapıya bağlıdır: “varlığını, her tür sapmadan uzaklaşarak tümüyle doğru ve asıl dine, Allah’ın insanlığın özüne yaratılıştan nakşettiği fıtrata çevir; (ta ki) Allah’ın yarattığında olumsuz bir değişme olmasın: işte değerlere dayalı gerçek din(in amacı) budur ve fakat insanların çoğu bilmezler” (30). Sûre inkârcıların tahriklerine örnek verir (58) ve ilk muhatabından bu tahriklere kapılarak tepkisel hareket etmemesini ister (60).