“Burçlar” anlamındaki adını ilk âyetinden alır. Sahabeden gelen rivayetlerde ilk âyetinin tamamıyla anılır. Mushaflarda, hadis ve tefsir kitaplarında Burûc adıyla yer alır. Mufassal surelerin ilk grubunu oluşturan ve Tıval-i Mufassal diye adlandırılan sûreler grubunun sonuncusudur.Sûre Mekkî’dir. Muhtevasından da anlaşılacağı gibi, mü’minlere yönelik işkencenin başladığı bir zaman diliminde inmiştir. Bu, Necm’den sonra ve Hâkka’dan önceki bir zaman dilimi olmak durumundadır. Muhtemelen 4 veya 5. yıla tekabül eder. İlk tertiplerde Şems ve Tîn sûreleri arasına yerleştirilir.Sûrenin ana konusu inanca yönelik örgütlü baskıdır. Ne kadar saldırgan olursa olsun, gücün sözünün sözün gücünü bastıramayacağı ana fikri üzerinde yükselir. Hiçbir zalimin ateşi imanı yakamaz. İmanın izzeti işkenceye galip gelir. İmana ateş çukuru kazanlar, bunun cezasını âhiretteki ateş çukurunda çekeceklerdir.Müfessirlerimiz sûrenin ilk pasajını tarihsel rivayetler bağlamında yorumlamışlardır. Bizce tarihsel bir olaya bire bir atıf yapan âyetler 7-8. âyetlerdir. Öncesindeki 1-6. âyetler, mü’minlere işkence edip onları Allah’a iman ediyorlar diye cezalandırmaya kalkanların âhiretteki durumuyla ilgili olsa gerektir. Zira bu dönemde inen benzeri birçok sûre gibi yemin ve cevaptan oluşan bu altı âyetlik bölümün konusu da âhirettir.Sûre imanı yakmaya çalışan tüm zamanın zalimlerini, tevbe edip pişman olmadıkları takdirde cehennemle uyarmaktadır (10). Fakat inanca baskıyı terk edip iyiliğe yönelenleri cennetle müjdeler (11). Bu âyetler Allah’ın merhametinin büyüklüğüne delalet eder. Bu merhametin arkasındaki esas unsursa, Allah’ın “hem seven ve hem de sevilmeyi isteyen” mânasına gelen el-Vedûd ismidir:“Ve mutlak bağış sahibi, hep seven ve sınırsızca sevilmeye lâyık olan O’dur” (14).Sûrenin sonunda sözün Kur’an vahyine getirilmesi, sûrenin maksadının tarihî bir olay üzerinden her muhatabın ‘şimdi ve buradasını’ konuşmak olduğu anlaşılır (21-22).