Sûre adını 2. âyetinden alır. ‘Alak, insanın müstesna oluşuna dair bu bağlamda “alâka, ilgi, sevgi” anlamına, embriyolojik süreçlerle ilgili bağlamlarda ise “ana rahmine düşmüş ceninin ilk hali, hücre” anlamına gelir. İlk kuşaklar tarafından ilk âyetinin tamamıyla anılmaktaydı. Sûrenin girişi, gerçek anlamda insanlığın dönüm noktası olan Kur’an vahyinin ilk inen âyetleridir. Hz. Âişe ve Ebu Musa rivayetlerinde, vahiy, Mekke’de, “arayış” anlamına gelen Hıra mağarasında düşünce çilesi çeken Abdullah oğlu Muhammed’e (a) Fil olayından yaklaşık 40 yıl sonra bir Ramazan gecesinde indirilen bu sûrenin ilk beş âyetiyle başlamıştır. Beyhaki, vahiy başlamadan önceki rüyalar silsilesinin hicretten 13 yıl önce bir Rebiulevvel ayında başladığını ve altı ay sürdüğünü nakleder. Bu tarihin miladî karşılığı 610 yılının Şubat ayıdır. Altı ay sonrası aynı yılın Ağustos ayına denk gelmektedir. Bu hesaba göre vahiy 610 yılının Ağustos ayında başlamıştır. Vahyin doğumunun Allah Rasûlü’nün doğumuyla aynı gün olan Pazartesi’ne denk geldiğini, Allah Rasûlü’nün niçin o günü oruçlu geçirdiği sorusuna verdiği cevaptan öğreniyoruz. Bu konudaki sahih rivayetlerin özeti şudur: 40 yaşına doğru Muhammed’e yalnızlık sevdirildi. Hıra dağındaki aynı adlı mağarada kendini tefekkür ve ibadete veriyordu. Bir gece aniden vahiy meleği geldi ve “Oku!” dedi. “Benim okumam mümkün değil!” (veya cümledeki mâyı soru edatı olarak alanlara göre “Ne okuyayım?”) diye cevapladı. Zira o zamana kadar, okuma yazma ile içli dışlı olmadığı biliniyordu (89:48). Rivayet şöyle devam eder: “Melek beni öyle bir sıktı ki tüm gücüm gitti.” Aynı şey üç kez tekrarlandı (Buhari, Bed’u’l-Vahy 1:1; Müslim, İman, 1:73). Sonuncusunun ardından bu sûrenin ilk beş âyeti nâzil oldu (Vahye dair bir not için bkz: 82:51, not 62). 23 yıllık vahiy sürecinin ilk kelimesi “oku”dur. Bu bir “yap” emridir ve her emir bir İnşâdır. Amaç vahyin muhataplarını İnşâ etmesidir. İlk beş âyetin konusu insanın öğrenme yeteneğidir. Vahiy açılışı bilgiye, insanın öğrenme yeteneğine ve araçlarına dikkat çekerek yapmıştır. Bu, insanın en temel sorununun, doğru bilgiyi elde etmek, üretmek ve iletmekle ilgili talim ve terbiye, eğitim ve öğretim süreci olduğunu gösterir. İlk indirilen pasaj ve sûrelerin konuları arasındaki bilinçli bağlantı hayli anlamlıdır. Gerçek bir “önsöz” olan Fâtiha’yı dışarıda tutarsak, bizim tesbitimize göre nüzulde ilk beş sıra ve konuları şöyledir: 1) ‘Alak sûresinin ilk 5 âyeti düşüncenin ve bilginin inşâsıyla, 2) Müzzemmil sûresinin ilk 11 âyeti, duygunun ve ahlâkın inşâsıyla, 3) Müddessir sûresinin ilk 7 âyeti, misyon ve vizyonun inşâsıyla, 4) Duhâ sûresinin tamamı teşvik ve motivasyonla, 5) İnşirah sûresinin tamamı azim ve kararlılıkla ilgilidir. İnen ilk âyet, Allah adına/adıyla okuma emridir. Bu emir, karşılığını İslâm’ın şiarı olan besmelede bulur. İlk beş âyetin ardından gelen âyetler daha sonraki bir zamanda inmiştir. Bu zaman fiilî engellemenin başladığı 3. yılın başına tekabül etse gerektir. Usul kuralı gereği bir sûre için “Bu sûre falan zamanda indi” demek, o sûrenin başının indiği zamanı gösterir. Bu kural ‘Alak sûresi için de geçerlidir. Bu pasajda Allah’ın vahiyle kendisine tenezzül buyurduğu insanın en temel zaafına atıf yapılır: “Evet, evet; insan kendi kendine yettiğini sandığında mutlaka azar” (73:7). İnsan azınca ibadete engel olur, hakikati yalanlar ve ona sırt döner (114:13). Bütün bunların temelinde görmeyen bir tanrı tasavvuru yatar: “Kendisi bilmez mi ki, Allah görür mutlaka!” (14) Sûre, muhatabını İnşâ edicilik vasfını haykırırcasına, tevhid kelimesinin çatısıyla uyumlu olan bir nehiy ve iki emirle son bulur: “Asla o (azgın) insana uyma; imdi (Rabbine) secde et ve yaklaşmaya gayret et!” ? RAHMÂN RAHÎM ALLAH’IN ADIYLA