Sûre, “söküp çıkaranlar” veya “sıyırıp alanlar” mânasına gelen Nâzi‘ât adını ilk âyetinden alır. Sûrenin, ilk dönemlerden beri bilinen ve kullanılan tek adı budur.Mekke’de inmiştir. ‘Âdiyât, Zâriyât, Sâffât ve Murselât gibi mevsufsuz sıfatlarla başlayan beş sûreden biridir. Mehdi Bazergân, matematiksel yöntemiyle sûreyi iki bölüm halinde vahyin 2. ve 3. yıllarına yerleştirir. Benzer bir tercihi Blachère de yapar. Fakat Nâzi‘ât sûresi, ilk nüzul tertiplerinin tümünde Nebe’-İnfitâr arasında yer alır. Bu sıralamaya itiraz etmek için elde makul bir gerekçe bulunmamaktadır. Bu durumda sûreyi boykot döneminin ilk yılı olan nübüvvetin 7. yılına yerleştirmek daha isabetli olacaktır.Sûrede söz döner dolaşır sonunda âhirete gelir. Birçok sûre gibi bu sûrenin de ana temasının âhiret olması sebepsiz değildir. Zira her şeyin bir ruhu vardır, dünyanın ruhu da âhirettir.Sûre, diğer mevsufsuz sıfatla başlayan sûreler gibi vahye üstü kapalı atıflarla başlar. Hz. Musa ve onun davetine sırtını dönen Firavun kıssası bu bağlamda dile gelir:“Allah da onu kıskıvrak enseleyip dünya ve âhirette ibretlik bir cezaya çarptırdı.” (25)Sözlü âyetlere inanmayanlara tabiat ve kâinat âyetleri gösterilir.Sûre en sonunda sözü kıyamete getirir. Şu çarpıcı âyetler, insanoğluna Allah’tan başka hiç kimsenin haber veremeyeceği öteki hayata dairdir:“(Ey Nebî!) Sana ‘Kıyamet ne zaman kopacak?’ diye soruyorlar. Sen kim onun vaktini bilmek kim! Onun nihaî ilmi yalnızca Rabbine malum. Sen sadece kıyametten korkanlara hatırlatıcısın. (Kâfirler) bu hakikati bizzat gördükleri gün, onlara sanki (bu dünyada) bir akşam veya bir kuşluktan fazla kalmamışlar gibi gelecek.” (42-46)