Son Saat’i ifade eden ve “sarıp sarmalayan” veya “kaplayıp kuşatan” anlamına gelen adını ilk âyetinden alır. Mushaflarda, tefsirlerde ve bazı hadis kitaplarında bu adla anılmıştır. Malik b. Enes ve Buhârî’nin nakillerinden sûrenin sahabe dilinde ilk âyetinin tamamıyla anıldığını öğreniyoruz.Sûre Mekke’de inmiştir. İlk tertiplerde Zâriyât ve Kehf arasına yerleştirilir. Bu durumda sûreyi boykot döneminin son yılına veya sonrasına yerleştirebiliriz. Bu da takriben 9 veya 10. yıllara tekabül eder. Bu dönemde inen sûrelerin ana teması, bu sûrede olduğu gibi genellikle Son Saat, Kıyamet ve âhirettir. Sûre daha erken bir tarihe de yerleştirilebilir. Fakat bunun için elimizde somut bir delil mevcut değildir.Sûre, Son Saat ve Kıyamet üzerinden bu dünya hayatının geçiciliğini âhiret hayatının kalıcılığını hatırlatır. Cennetliklerin ve cehennemliklerin hayatından kesitler sunar (1-16). Yeniden dirilişi, dolayısıyla Hesap Günü’nü inkâr edenlerden kâinat kitabını okumalarını ister (17-20).Esasen bütün bunlarla amaçlanan şey bellidir: muhatabın vicdanının zincirlerini kırıp, onu pasif halden aktif hale geçirmek. Zira kişiyi imana ancak kendi hür vicdanı zorlayabilir. İsterse o kişi gönderiliş amacı davet olan elçi olsun. İşte bu sûrenin özünü oluşturan şu âyetler bu hakikati ifade eder:“İmdi sen (ey Nebî) hatırlat! Çünkü sen sadece bir hatırlatıcısın; onlara inanç dayatan bir zorba değilsin!” (21-22)Zımnen: İnsanı imana zorlamak isteseydi bunu Allah yapardı; Allah bile bunu dilememişken başkasına bu nasıl caiz olur? Sûre insan iradesine atfedilen ilâhî değeri gösteren bu anlamlı îmâ ile son bulur.