“Sorgulanan kadın” mânasına gelen Mumtehane adını sûre 10. âyetinden alır. Mumtahine olarak da isimlendirilmiştir. Bu durumda imtihan, mecazen sûreye nisbet edilerek “İmtihan eden sûre”, daha genel anlamıyla “İmtihan sûresi” anlamına gelir. Fakat muhtevaya uygun adlandırma öncekidir, diğer ismin bir karşılığı yoktur. Sûre, adı etrafındaki bu yaklaşımda, Mucadile sûresiyle aynı problemi paylaşır.Sûre, ittifakla Medenîdir. İniş zamanını tayinde ihtilaf edilmiştir. İhtilaf, girişte anlatılan Hâtıb olayının, Mekke fethi arefesinde yaşandığı ön kabulüne dayanır. Buna göre, Rasulullah’ın Mekke seferi için yaptığı hazırlıkların adresi, Hayber söylentisiyle şaşırtılmıştır. Oysa ki Hayber Mekke’den bir yıl önce fethedilmiştir. Sûreye adını veren olaysa (10), Hudeybiye’nin ardından yaşanmıştır. Eğer Fetih arefesinde indiğine itibar edilirse, sûrenin iç zamanını Hudeybiye sonrası (10-12) ve Fetih öncesi (1-9) diye ikiye bölmek gerekir. Fakat sûrenin sonunda tekrar ilk konuya dönülmesi iç bütünlüğe delildir. Hâtıb’ın mektubu, Mekkelileri bekleyen mukadder sonu önceden haber veren bir “ihbar” olarak ya da doğrudan Hudeybiye “umre seferi” olarak anlaşılmalıdır. Mektubu götüren kadının Mekke’ye 4. yılda geldiği ve Hudeybiye anlaşmasıyla sonuçlanan umre amaçlı yolculuğun da bir “sefer” olduğu düşünülürse, sûreyi rahatlıkla 6. yıla yerleştirebiliriz. İlk tertiplerdeki yeri bu sonucu teyit eder.Sûre, öteki ile ilişki çerçevesinde savaş ahlâkını işler. Özellikle İslâm topluluğu ile kâfirler arasındaki duygusal ve sosyal ilişkileri düzenler (1-3). Hz. İbrahim’in çevresiyle ilişkisi, tek istisna dışında, bu açıdan da örnektir (4). Toplumlar arası iyi ilişkilere mani olan asıl neden inkâr değil, saldırganlık ve tecavüzdür. Farklı inanç toplulukları arasında karşılıklı nezaket, merhamet, iyilik ve adâlete dayalı bir ilişki mümkündür (7-9). 10-11. âyetler, inkârı tercih eden ‘düşman ülke’deki eşlerle aile birliğini sonlandırmayı emreder. Bu, vahyin inanç özgürlüğüne verdiği önem olarak okunmalıdır. Bir başka açıdan, İslâm toplumunda ailenin üzerinde yükseldiği temelin iman olduğunu gösterir. Amaç, Müslüman ailenin inşasıdır. İslâm’ın yükselen değer olduğu bir ortamda, bu emri istismar edecekleri önlemek için “bağlılık yemini” ilkesi getirilir (12).Artık umutsuz vak’a haline gelen Yahudiler ve onlarla amaç birliği edenlerle gönül bağı kesilmelidir (13). Böylece, “İslâm cemaati”nin inşâsına giden yolun son taşları döşenmiş olur.