Adını girişindeki kâf harfinden alır. İçinde kâf harfi bulunan kelimelerin çokluğuyla dikkat çeker. Bize kadar gelen rivayetlerden anlıyoruz ki, daha sahabe döneminde bu isimle anılmaya başlamıştır.Ümmü Hişam, Rasulullah’ın bu sûreyi sık sık mü’minlere ‘hutbe’ olarak okuduğunu, kendisinin de bu sûreyi Rasulullah’tan dinleye dinleye ezberlediğini söyler (Müslim). Yine Hz. Ömer, Rasulullah’ın bu sûreyi bayram namazlarında sürekli okuduğunu nakleder (Muvatta ve Müslim).Mekke’de inmiştir. İçeriğinden, nübüvvetin 5. yılına ait olduğu sonucuna varılabilir. Tüm iniş tertiplerinde Murselât-Beled arasında yer alır. Yine tüm kıraat okullarına göre 45 âyettir.Kalem, Fecr ve Şems sûrelerinin ardından nüzul sürecinde içeriğinde kıssa anlatılan 4. sûredir. Öncekilerden farklı olarak Nûh, Ress, Lût ve Tübba‘ kıssaları anlatılır.Sûrenin ana teması âhirettir. Kâf sûresi, konu açısından iç bütünlüğe sahiptir. Vahye atıfla başlayan sûre, baştan sona yeniden dirilişi ve Hesap Günü’nü konu edinir. Yer ve göklere ilişkin jeolojik ve kozmolojik deliller, hep bu kaçınılmaz sonu ifade için sıralanır (1-15).Yeniden dirilişi inkâr etmenin, “uzak tanrı” tasavvurundan kaynaklandığını ifade eden o ünlü âyet bu sûrede yer alır: “Biz insana şahdamarından daha yakınız” (16). Ardından yeniden dirilişi inkâr edeni bekleyen âhiret azabı tasvir edilir (19-30). Ardından bu hakikate iman edip hesabı verilecek bir hayat yaşayanları bekleyen ödülün niteliği dile getirilir (31-35).Sözün özü: İnsanoğlu ölümden kaçamaz. O halde akıbetine hazırlıklı olmak zorundadır. Er geç “her yol Allah’a çıkar” (41). Zira: “yer ayaklarının altından kayıp paramparça olduğu gün (her şey) son sürattir: işte bu akıl sır ermez bir toparlanıştır” (44).