İsmini 46 ve 48. âyetlerde geçen el-a‘râf ‘tan alır. Nesâi’nin Hz. Âişe’den naklettiği bir rivayetten yola çıkarak, daha sahabe döneminde bu adla anıldığını söyleyebiliriz. Bazıları, surenin girişindeki “kitab”ın bu sureye atıf olduğundan yola çıkarak, sureye “Kitab” adını vermişlerdir. Onlardan biri de Zemahşeri’dir. Ona göre, kitâb ile nitelenen bu suredir.Sûre Mekke’de inmiştir. Kimi âyetlerinin Medine’de indiği varsayımı ikna edici bir delile dayanmaz. Birkaç istisna hariç, 206 âyetlik sûrenin nûn harfine dayalı ses sistemi, sûrenin bir seferde veya pasajlar hâlinde ardarda inişine delâlet eder. Aynı şey içeriği için de söylenebilir. Tüm ilk tertipler sûreyi Sâd ile Cin sûreleri arasına yerleştirirler. Bu durumda sûreyi peygamberliğin 9. yılına tarihlendirebiliriz. (38 ve 72. sûrelerin girişine bkz.)Mushafta Fâtiha’nın ardından sıralanan Kur’an’ın en uzun yedi sûresinden biridir. Sûre girişin ardından sözü, ilâhî kelâma atıfla Âdem ve şeytan kıssasına getirir. Kıssa üzerinden verilen öğüt açıktır: Âdem de günah işledi, İblis de. Fakat Âdem günahını itiraf ederek “adam” oldu, İblis ise günahında ısrar ederek “şeytan” oldu. Ve bu ikisi, bütün bir insanlık için iyinin ve kötünün prototipi oldu (10-30). Tüm muhataplara verilen öğüt ise şudur: Kimi model alırsanız onun gibi olursunuz. Kime benzerseniz, onunla aynı akıbeti paylaşırsınız (31-58). Nitekim şeytanın izini takip eden ‘Âd, Semûd, Lût kavimleri ve Medyen ahalisi helâk oldular (59-102).Musa Âdem’in izinden, Firavun şeytanın izinden yürüdü. İyiler ve kötüler zamanın bu diliminde bir daha karşı karşıya geldiler. Sonunda Allah’ın yasası gereği iyiler kazandı (103-137).Fakat kazanan iyiler başarıyı Allah’ın iyiliğe ödülü olarak görmek yerine, İbranî ırkı onu müktesep hakkı gibi görerek şeytanın düştüğü tuzağa düştü. Musa, tevbesiyle, kulluğuyla ve teslimiyetiyle Âdem’in izinde giderken, kavmi ırkçılığıyla, hatada ısrarıyla ve Allah’a başkaldırısıyla şeytanın izinde gitti. En sonunda, vahyi taşımakla onurlandırılan müslüman İsrâiloğulları Yahudileşip çıktı (103-178). Bu uyarılara kulak tıkayanlar, şöyle tasvir edildi: “Doğrusu Biz, görünen görünmeyen iradeli varlıklar içinden akleden kalpleri olup da kavramayan, gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da işitmeyen birçoklarını cehenneme atmışızdır. Hayvan sürüleri gibidir onlar, belki daha alt düzeyde! Onlar, gaflete gömülmüş zavallılardır” (179). Sûre gafillerden olmamanın formülünü veren âyetlerle son bulur (180-206).