Sûre “İmran Ailesi” anlamına gelen adını 33. âyetinden alır. Daha Allah Rasûlü döneminde bu ismi almış görünmektedir (Müslim, Tefsir 1). Aynı hadiste Bakara ile birlikte “iki çiçek” (ez-zehraveyn) olarak nitelenmesi, isim değil olsa olsa vasıf sayılmalıdır. Sûreye Kenz, Eman, Mücadele, İstiğfar gibi isimler de verilmiştir. Ancak, bunların hiç biri Âl-i İmran adı kadar yaygınlaşmamıştır. İmran ailesi şu fertlerden oluşur: Baba İmran (Amram), karısı Hanne, kızı Meryem, torunu İsa, bacanağı Zekeriyya ve onun çocuğu Yahyâ. İmran ile Hz. Musa ve Harun’un babalarının kastedilmesi durumunda ailenin kapsamı çok daha genişler.Sûre bir görüşe göre Bakara’nın, bir başkasına göre Bakara ve Enfâl’in ardından Medine’de indirilmiştir. Sûrenin inişinde iki olay etkili olmuştur. Biri Hıristiyan Necran heyetinin gelişi, diğeri Uhud Savaşı. Sûrenin ana eksenini bu iki olay oluşturur. Sûrenin giriş pasajları ve özellikle 118-195. âyetler Uhud Savaşı ile ilgilidir. Bunun delili 121 ve 144. âyetlerdir. 1-117 ve 196-200 arasındaki pasajlar Necran Heyeti ile ilgilidir. Bunun açık delili de sûrenin 20, 64, 79 ve 113. âyetleridir. Sûrenin iniş sürecinin başlangıcı Uhud Savaşı’nın yapıldığı 3. yılın Şevval ayı, sonu ise Necran heyetinin geldiği yıldır. Genel kabul Necran heyetinin “Elçiler Yılı” diye anılan 9. yılda geldiğidir. Fakat İbn Âşur siyercilerin bu genel kabulünü mesnetsiz bulur ve Âl-i İmran’ın ilk Medenî sûrelerden olduğu konusunda görüş birliği olduğunu söyler. Onun tercihi, olayın sanılandan daha erken yıllarda gerçekleştiği yönündedir. İşin doğrusunu Allah bilir.Necran, Şair A’şâ’nın da dediği gibi bölge Hıristiyanlarının Kâbe’sine sahipti. 60 kişilik bir heyetle Medine’ye geldiler. Yanlarına papalarını da almışlardı. Allah Rasûlü ile İsa’nın tanrılığı konusunda polemiğe giriştiler. Kendilerinden delil istendiğinde küfürlerinde ısrar ettiler. Allah Rasûlü onları lanetleşmeye (mubahele) çağırdı (61. âyet). Önce kabul ettilerse de ardından vazgeçip ülkelerine döndüler.Sûre ilk bakışta her konudan söz ediyor görünse de, ana tema, akide ve toplumsal ahlâkın tahrif ve tahribine karşı alınacak önlemlerdir. Bakara’da “Yahudileşmeyin” mesajı, bu sûrede ise “hıristiyanlaşmayın” mesajı verilir. Bu iki sapma türünün olanca açıklığıyla tecessüm ettiği alan peygamber tasavvurudur. Birinci sapmada peygamber aşağılanıp katledilirken, ikincisinde tanrılaştırılır. Bakara’nın girişinde, iman, inkâr ve nifak üzerinde durulmuştu. Bu sûrenin girişindeyse sağlıklı bir inancın bozulma nedenleri üzerinde durulur. Bunların başında vahyin aslî hükümlerini uygulamak dururken talî açıklamaları üzerinde fikir jimnastiği yapmak gelir. Muhkem ve müteşabihten söz eden 7. âyet bu gerçeğe dikkat çeker. Hıristiyanların Hz. İsa’yı ilâhlaştırmaları da böyle bir sürecin sonucudur.33-58. âyetler arasında Hanne-Meryem-İsa’dan oluşan üç kuşakta adayış süreci ele alınır. Bu pasajlar adeta rehberlik probleminin çözümüne ilişkin bir modeldir. Burada doğumlara vurgu yapılması, başta Meryem oğlu İsa olmak üzere tüm nebilerin doğan ve ölen birer beşer olduğu vurgusunu taşır. Söz Meryem oğlu İsa’nın ilâhlaştırılmasına getirilir. Necranlıların gelişi münasebetiyle vahiy, peygamber tasavvurundaki sapmanın sebep ve sonuçlarını ele alır. Aslında mü’minlere “Siz de onlar gibi yapmayın!” mesajı verilir. Bir mesaj da kitap ehlinin tümünü aynı kefeye koyan süpürücü akla verilir: “Hepsi bir değildir” (113).Sûrede Allah’ın birliği, eşsizliği, insanın O’na mutlak bir biçimde muhtaç oluşu hatırlatıldıktan sonra, iman zafiyetinin insanın başına açtığı dünyevî ve uhrevî zararlar dile gelir. İniş sürecinde faizle ilgili ilk âyet Uhud Savaşı bağlamında gelir (130). Zira bizce faiz de, tıpkı içki gibi Uhud yenilgisinin sebepleri arasında yer alır. “Bu başımıza nereden geldi?” diyen herkes şu cevabı alır: “Bu sizin kendi yüzünüzden” (165).Kur’an’ın en içli dua pasajlarından biri bu sûrenin sonlarında yer alır (189-195). Sûre, imanda sebat edenlere cennet ve ebedi mutluluk vaadiyle son bulur.