Sûre “zafer garantili yardım” mânasına gelen adını ilk âyetinden alır. İlk mushaf ve tefsirlerde bu adla yer alır. Buhârî’nin Hz. Âişe’den naklettiği bir rivayette ilk âyetinin tamamıyla anılır. Tirmizî “Feth” adıyla anar. İbn Mes’ud, Rasulullah’ın vefatını ima ettiği için Tevdi’ (Veda) adını vermiştir.Sûrenin şeklî unsurları, Mekkî sûreleri andırır. Fakat sûrenin Mekke’de indiğine dair elimizde her hangi bir veri bulunmamaktadır. Genel kabule göre Nasr sûresi Medine’de nâzil olmuştur. Ancak nüzul tarihi konusunda üç ayrı görüş vardır: 1) Taberî ve Taberânî’nin İbn Abbas’tan rivayetlerine göre, Hicrî 7. yılda Hayber dönüşü nâzil olmuştur. Katade’den gelen “Rasulullah’ın vefatından iki yıl önce indi” rivayeti de bunu destekler. 2) Vahidi’nin yine İbn Abbas’tan nakline göre, Huneyn’den dönüşte nâzil olmuştur. 3) Bezzar, Beyhaki ve İbn Ebi Şeybe’nin naklettiği sorunlu İbn Ömer rivayetine göre Veda Haccında nâzil olmuş, Nebi bundan sonra üç ay yaşamıştır.Bu rivayetlerden metnin bağlamıyla en uyumlusu ilkidir. Zira mazi fiilin başına gelen izâ şartı fiilin zamanını geleceğe çevirir. Sûre geleceğe dair ihbardır. Diğer görüşleri dikkate almak, olayı olup bitmiş kabul etmektir. Kaldı ki, sûredeki feth’in Mekke’nin fethi olduğunda ittifak vardır.Sûrenin konusu zafer ahlâkıdır. Sûre geleceğe ilişkin mucizevî ve gaybî bir ihbarla başlar. Bu müjde gelecekte gerçekleşmesi mukadder olan zaferin ve fethin müjdesidir. Zafer’in anlamı bellidir: mücadeleyi kazanmak. Peki fetih nedir? İşte o da anlamını ikinci âyette bulur: İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girmeleridir. Bunun adı ‘yürek fethi’dir. Tıpkı Fetih sûresinde olduğu gibi, burada da mücadelenin amacının insanla İslâm arasındaki engeli kaldırıp yürekleri fethetmek olduğu vurgulanır. Fakat bütün bunlar gerçekleşirken, muzaffer ordunun başkomutanına, her muhatabı iliklerine kadar titreten bir uyarı yapılır: “Hamd zâtına mahsus olan Rabbinin mutlak yüceliğini dillendir ve O’ndan bağışlanma dile; zira O, tüm içten tevbeleri kabul edendir!”İşte zafer ahlâkı dediğimiz de budur: Özünüzü-ömrünüzü tüketerek kazanmak ve başarmak. Sonunda “Ben çalıştım ben kazandım” deme yerine estağfirullah demek. Tıpkı Fetih günü başı devesinin boynuna değecek kadar eğik, gözleri yaşlı Nebi’nin kıpırdayan dudağından dökülen istiğfar gibi.