Kureyş sûresi, adını, Kur’an’da geçtiği tek yer olan ilk âyetinden alır. Mushaflarda, tefsirlerde ve Buhârî’de bu adla yer alır. İkinci nesil onu li-îlâfi kureyş adıyla anmıştır.Sûre Mekke’de nâzil olmuştur. İlk tertiplerde Tîn’in ardına yerleştirilmişse de, tüm göstergeler bu sûrenin yerinin Fil sûresinin ardı olduğunu gösterir. Şöyle ki: İlk otoritelerden Ferrâ, Ahfeş ve daha başkaları Kureyş sûresinin ilk âyetinin Fil sûresinin son âyetiyle bağlantılı olduğunu söyler. Bunu muhteva da doğrular. Zira iki sûrede de Allah ilk muhataplara nimetlerini hatırlatmaktadır. Hz. Ömer bir farz namazın ikinci rekâtında önce Fil sonra Kureyş sûrelerini okumuştur (Taberî). Ubey b. Ka‘b mushafında, iki sûrenin peş peşe besmelesiz yer aldığı rivayeti vardır. Bu rivayetler ikisinin tek sûre olduğunu değil, birbiriyle mâna ve zaman açısından kopmaz bir bağa sahip olduğunu gösterir. Zira bu iki sûrenin fasılaları tartışmaya mahal bırakmayacak kadar farklıdır. Nüzul tarihi, muhtemelen 2. yılın sonudur.Önceki Fil sûresi gibi bu da ilk muhataplara Allah’ın kendilerine verdiği özel nimetleri hatırlatır. Zira Mekke’nin sakini olan Kureyş kabilesi, her şeyini canlı bir tanık gibi karşılarında duran Beyt’e (Beytullah) borçludur. Bu sûre, ticaretin Kureyş için ne denli hayatî bir önemi hâiz olduğu bilinmeden asla anlaşılamaz. Bu gerçek şöyle ifade edilebilir: ticaret yoksa Kureyş yoktur, îlâf yoksa ticaret yoktur. Bu gerçeği, Kureyş’in en güçlü tacirlerinden Saffan b. Umeyye’nin, Müslümanların îlâf’ın iki kanadından birini kontrol altına aldığında söylediği şu sözler güzel açıklar: “Ne yapalım, nereye gidelim, bilemiyoruz. Şayet burada oturup kalsak sermayemizi yiyip bitireceğiz. Zira Mekke’deki varlığımız yazın Şam, kışın Habeşistan ticaretine dayanmaktadır” (Vâkıdî, Meğâzi I, Beyrut, 1404, s. 197).Ancak bu, gerçeğin sadece yarısıdır. Gerçeğin tamamını ancak şu cümle ifade edebilir: Eğer Kâbe yoksa, ticaret de îlâf da yoktur; ama Kâbe de bereketini kendinden değil Rabbinden alır. İşte sûre bu gerçeği hatırlatır: “yalnız şu Beyt’in Rabbine kulluk etsinler” (3). Beyt’e değil, beytin Rabbine… Zımnen: ekmeğe değil, ekmeğin sahibine teşekkür etsinler!