Sûre, “mü’minler” anlamına gelen adını ilk âyetinden alır. Bize kadar gelen rivayetlerden sûrenin Rasulullah’ın dilinde de bu adla anıldığı anlaşılmaktadır (Ebu Dâvud).Mekke döneminin sonlarında inmiştir. Hatta kimi otoriteler, Mekke’de inen son sûre olduğunu söylerler. Fakat konusu itibarıyla sûre nisbeten bir müddet daha önce, Akabe biatinin ardından, tahminen 12. yılda inmiş olmalıdır. Surede bu zaman diliminin gündemiyle uyumlu pasajlar (msl: 57-63) yer almaktadır. Bu sûrede “(muhtemelen) Allah’tır diyecekler” (84-89) şeklinde ‘varsayıma dayalı’ olarak gerçekleşen diyalog, başka yerlerde “elbette Allah’tır derler” formuyla, ‘gerçekleşmiş’ bir diyalogun parçası olarak gelir (Msl: 89:61; 75:25). Buna göre bu sûre Zümer, Lokman ve Zuhruf sûreleriyle eş veya art zamanlı inmiş olmalıdır. Cabir b. Zeyd tertibinde Tur-Mülk arasına, diğer ilk tertiplerde Enbiya’nın ardına yerleştirilir.Sûre, konu açısından baştan sona bir bütünlük arz eder. İdeal mü’minin port resini çizen giriş âyetleri ile Me‘âric 22-35 âyetleri arasında çarpıcı bir benzerlik bulunur. Makbul bir imanın kapsamı konusu etrafında dönen sûre vahyi, nübüvveti, âhireti, ama öncelik ve özellikle de hayatı (1-9) kapsamayan bir imanın hiçbir şey ifade etmediğini (84-89) dile getirir. Bir yandan da ilk muhatabı olan Allah Rasûlü’nün kişiliğini, geçmiş rasullerden aktarılan örnekler etrafında inşâ eder (23-50).Sûre söze, muhatabının “kurtuluş” tasavvurunu inşâ ederek girer. Ekonomik ve sayısal üstünlüğün, haklılık gerekçesi olarak kullanılamayacağını vurgular (55-56). Yanlış kurtuluş tasavvurunun temelinde yanlış hayat tasavvurunun yattığını dile getirir. Hakikatin insandan bağımsız mutlak kaynağına atıfta bulunur ve der ki: “Eğer hakikat onların keyiflerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindekiler mahvolur giderdi” (71). Bu, hayatın bir anlam ve amaçtan yoksun olduğu kuruntusudur. Bu kuruntu şöyle reddedilir: “Yoksa sizi boş yere ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı mı sanıyorsunuz?” (115)Sûre, Allah-insan ilişkine istikamet veren ve doğru bir Allah anlayışını inşâ eden bir pasajla son bulur (116-118). Sûre, muhatabına Allah’tan istemeyi öğreten şu âyetle son bulur: “İmdi, (ey bu vahyin muhatabı): “Rabbim!” de, “Bağışla! Merhamet et! Zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin!”