Özelde “karınca” daha genelde “bir araya gelme yeteneğine sahip küçük ve hafif canlı” anlamına gelen Neml adını içerisinde geçen temsilî kıssadan alır (18-19). Buhârî ve Tirmizî konusuna nisbetle “Süleyman sûresi” olarak anmışlardır.Sûre Mekke’de inmiştir. İlk tertiplerin tümünde Şu’arâ’-Kasas arasında yer alır. R. Blachère de sûreyi Mekke döneminin ikinci periyodunun sonuna yerleştirir. Doğrudan ilk muhatabının tasavvurunu inşâ eden konusu bu sıralamayı teyit eder. Boykot dönemi ve sonrası sûrelerinin tipik özelliği olan peygamber kıssaları ve hassaten İsrâiloğulları üzerinden ders veren bir içeriğe sahiptir. İlk tertiplerdeki yeri itibarıyla yaklaşık 8. yıla denk düşmektedir.Sûre peygamberlerin isimleri etrafında gelişen kıssa ve menkıbeler çerçevesinde Allah Rasûlü’nün şahsiyetini, onun şahsında tüm mü’minlerin şahsiyetini inşâyı amaçlar. Bu amaç öylesine belirgindir ki, kıssaların bittiği noktada Allah Rasûlü’nden Allah’a hamd, peygamberlere selam etmesi istenir (59).Sûrede en geniş yeri, Süleyman ve Belkıs menkıbesi tutar (16-44). Bu bağlamda, “Sultan Süleyman da olsan, bir karıncayı dahi incitme” öğüdüyle iktidar ve güç ahlâkı, farklı bir boyutta güç-hikmet ilişkisi ele alınır. Aynı zamanda her peygamberin ayrı bir meziyet ve yetenekle taltif edildiğine işaret edilir. Bunun önünde yer alan Musa (7-14), ardında yer alan Sâlih (45-53) ve Lût kavmi (54-58) kıssalarıyla, inkârcı mantık uyarılır. Yıkılıp gitmiş uygarlıkların kalıntılarının, ibret nazarıyla okunması emredilir:“De ki: “Yeryüzünde dolaşın da, günahı tabiat haline getirenlerin sonu ne olmuş, görün!” (69)Yeniden diriliş ve Dâbbetu’l-ard üzerinden, şirk ve müşrik eleştirisi yapılır (67-93). Sûre, başta olduğu gibi sonda da sözü Kur’an’a getirerek, vahyin muhatabında oluşturmak istediği âhiret tasavvuruna vurgu yapar.Sûrenin âyet sayısı, kıraat ekollerine göre değişiklik arz eder. Hicazlılara göre 95, Şam ve Basralılara göre 94, günümüzde artık ümmet tarafından yaygın kabul görmüş olan Kûfe ekolüne göre 93’tür (Besâir). Bu farklılık, bazılarının iki âyet saydığı sûrenin ilk âyeti örneğinde olduğu gibi, bazı cümlelerin müstakil âyet sayılıp sayılmayacağı ihtilafından doğar.