“Gecenin konuğu” anlamındaki adını birinci âyetinden alır. Sahabeden gelen bir rivayette ve bazı ilk tefsirlerde ve’s-semâi ve’t-târık diye anılır. Fakat tefsir ve hadis edebiyatında ve mushaflarda “Tarık Sûresi” adıyla anılmıştır. Mushafta Evsat-ı Mufassal diye adlandırılan sûreler grubunun başıdır.Sûre Mekke’de inmiştir. Yılını tesbit etmek zordur. İlk tertipler sûreyi Beled ve Kamer arasına yerleştirirler. Bazergân ve Blachère, sûreyi çok daha erken bir döneme, 9. sıraya yerleştirirler. Sûrenin meşhur tertiplerdeki sırasını değiştirmek için elimizde yeterli gerekçe bulunmamaktadır. Bu durumda sûreyi nübüvvetin 5. yılına yerleştirebiliriz. Sûre Buruc, İnşikâk ve İnfitâr gibi semaya yeminle başlayan sûreler grubunda yer alır. Hz. Rasûl’ün sûreyi Taif’te okuduğu rivayet edilir. Bu, sûrenin Taif’te indiğini göstermez, ancak Taif seferi öncesinde indiğini gösterir.Sûre baştan sona, ilâhî vahyin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan Kur’an hakkındadır. Sûrenin girişi yüksek bir belâgat örneğidir. Konusuna teşbihle girer. Vahyi, sabahı haber vermek için gece doğan parlak bir yıldıza benzetir. Bu gelen insanlık sabahının ayak sesleridir. Vahiy yıldızının ışığı gecenin zifiri karanlığını delip mü’minlerin gözünden gönlüne ulaşmıştır. Zira Allah insanı korunaksız, barınaksız, sığınaksız, tutamaksız bırakmamıştır (1-4). Ardından insan haddini ve kendini bilmeye davet edilir (5-7). Eğer bunu becerebilirse Rabbinin yüceliğini, dolayısıyla anlamsız ve amaçsız iş yapmadığını bilecek ve Hesap Günü’ne hazırlanacaktır (8-12). Ebedî saadetin yol haritası ise bu vahiydir. Bu gerçeğe insan şahit olmazsa olmasın; gök ve yer şahittir ya! O yeter:“(Hayat) çevrimine sahne olan gök şahit olsun; ve (bitkilerle) yarılan yer şahit olsun: elbet bu (vahiy) hakkı bâtıldan ayıran bir sözdür, O asla anlamsız bir lakırdı değildir” (11-14).Bu hakikati inkâr edip hayrın değil de hazzın peşinden koşan, tadımlık olanı doyumluk olana tercih edendir. Son âyet bu akla şu ölümsüz gerçeği hatırlatır: Allah ihmal etmez, imhal eder (süre tanır).