Vahyin düşmanlarının saldırganlığına atıf yapan ve “saldıranlar” anlamına gelen adını ilk âyetinden alır. Kadim mushaflarda bu adla kayıtlıdır. Bazı tefsirler başındaki vav ile birlikte telaffuz ederler.Mekke’de indirilen ilk sûrelerdendir. Ünlü tertipte ‘Asr ile Kevser arasında yer alır. Bu ise bireysel davet döneminde, takriben 2. yılda nâzil olduğunu gösterir. İbn Abbas’a nisbet edilen tertipte 112. sırada yer alması gerçekten gariptir. Zira İbn Mes’ud, Cabir b. Zeyd, Ata, Hasen ile birlikte, onun öğrencisi İkrime de sûrenin Mekkî olduğunu kabul eder. 11 âyettir.Sûrenin konusu Allah-insan ilişkisidir. Sûre muhatabını can damarından yakalayıp sarsmak için “hayret” vurgusu taşıyan kasem vavıyla başlar. Muhatabın tüm hücreleriyle bu sese kulak vermesi için yapar bunu. İnsan vicdanını harekete geçirmek ve aktif vicdanın sesine ses katmak için. Sûrenin her bir kelimesi, bilakis her bir harfi, Hesap Günü gerçeğini muhatabının gönlüne nakşeder. Onun, her an hissedilen bir gerçeklik olarak algılanmasını hedefler. İster ki, insan ona görür gibi iman etsin. Zira vicdan ancak bu sayede diriliğini koruyabilir. İnsan ancak bu sayede insan kalabilir.Vahyin ilk yıllarında indiği göz önüne alındığında, sûrenin mevsufsuz sıfatlardan müteşekkil ilk beş âyeti, savaşa yorumlanamaz. Bu âyetlerde geleceğe işaret eden lafzî bir delil de yoktur. Bizce bu âyetler, vahyin inkârcı muhataplarının vahye karşı gösterdikleri garip tepkiyi ifade etmektedir. Bunun delili de hemen arkadan gelen âyetlerdir: “Gerçek şu ki insan Rabbine karşı çok nankördür; üstelik kendisi de buna şahittir; zira o servete pek tutkundur” (6-8). Demek ki ilk beş âyette, söz konusu “nankörlerin” nitelikleri sayılmaktadır. Bununla Allah’ın insan üzerindeki hakkı hatırlatılmakta ve Hesap Günü için uyarılmaktadır.Sözün özü: İnsan Allah’ı asla atlatamayacaktır. Görünürde ne mazeret ileri sürerse sürsün, kendi vicdanı dahi ileri sürdüğü tüm mazeretlerin geçersizliğini haykıracaktır: “Göğüslerde olanın ortaya dökülmesi” (10), vicdanın dile gelip gerçeği söylemesidir.Sûre muhteva açısından İnfitâr, ‘Alak, Beled, ‘Asr, Tekâsür ve Tîn gibi sûrelerle benzerlik arz eder.