Gece” anlamındaki adını ilk âyetinden alır. Bazı tefsirlerde ve’l-leyl adıyla anılır. Buhârî ve Tirmizi, sûreyi ilk âyetinin tamamıyla anmışlardır.Sûre nübüvvetin başlangıcında Mekke’de inmiştir. Konu, üslûp ve ses yapısı bunu teyit eder. Sûreyi Medenî sayanlar, Ensar’dan Sabit b. Dahdah el-Belevî’nin kahramanı olduğu göz yaşartıcı bir infak olayını 5-10. âyetlerin nüzul sebebi olarak gösterirler (Bkz: 96:10, not 10). Bu isabetli değildir. Zira önce inmiş âyetler ile çok sonra gerçekleşmiş olaylar arasında bağ kurmak, Kur’an neslinin vahye canlı bir hitap olarak bakmalarının doğal bir sonucudur. Sûrenin bazı âyetlerinin Medenî olduğu görüşünü 6. sûrenin girişinde uyguladığımız kriterler doğrulamaz. İlk tertipler sûreyi A‘lâ-Fecr arasına yerleştirirler. Geceyi şahit tutarak başlaması ilk sûrelerden oluşunun delilidir. Tertibimizde 10. sıraya tekabül eder. 21 âyettir.Sûre, muhatabında özgün bir servet tasavvuru İnşâ eder. Servet bir emanettir ve emanete sadâkat gerektir. Şahitlik mü’minin sorumluluğudur. Onun için sûre iki çifti şahit tutarak başlar: Birincisi gizli-açık verilen sadakayı temsilen geceyi ve gündüzü, ikincisi fakirlik ve zenginliği hayatın çift kutupluluğu yasası dahilinde algılamamız için bu yasanın en belirgin tezahürü olan erkeklik ve dişiliği (1-3). Bunlarla uyumlu olarak insanoğlunun çalışma yeti, alan ve kapasitelerinin farklılığına dikkat çeker (4). Ve ardından insanı servetin kulu değil servetin efendisi olmaya çağırır (5-11). Bu âyetlerin özeti şudur: paylaşmak ya da paylaşmamak, Allah tasavvuru, âhirete iman ve sorumluluk ahlâkıyla alâkalıdır. Verene cennete ulaşan yol kolaylaştırılır (7). Mü’mine düşen şunu bilmektir: Allah kulundan asla almak için istemez, ona daha fazlasını vermek için ister.“Elbet doğru yolu göstermek sadece Bizim işimizdir” (12) buyuran Allah, servet emanetine ihanet edenleri de uyarır: “İşte ben sizi, alevler saçan bir ateşe karşı uyarmış bulunuyorum” (14). Fakat serveti paylaşma, bir karşılıklılık çerçevesinde olmamalıdır. Bu “hesabi ahlâka” girer, oysa vahiy muhatabında “hasbî ahlâk” İnşâ eder. O Allah için hasbîliktir; yani sadece Allah rızası için vermek (18-20). Sûre, hep hatırlanması gereken hakikati hatırlatarak biter:Allah için vermek gerçekte vermek değil almaktır (21).