Sûre, sıfat olarak “eşsiz yüce”, ism-i tafdil olarak “en yüce” anlamına gelen a‘lâ adını ilk âyetinden alır. Tefsirlerin ve mushafların çoğunda bu adla anılır. Sahabeden gelen rivayetlerde sûre ilk âyetinin tamamıyla anılmıştır.A’lâ, Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Kur’an’da bu isim doğrudan Allah’a nisbetle bu sûrenin ilk âyetinde ve Leyl sûresinin 20. âyetinde geçer. A’lâ sûresi adını esma-i hüsnadan alan beş sûreden biridir. Diğerleri Fâtır, Ğafir, Nûr ve Rahmân sûrelerdir.Mekke’de nâzil olan ilk sûrelerdendir. Bu özelliğiyle vahyin ilk yılına yerleştirilmelidir. İbn Abbas, İkrime ve Hasan Basri yoluyla gelen bir rivayette ‘Alak, Kalem, Müzzemmil, Müddessir, Mesed ve Tekvîr’in ardından 7. sıraya yerleştirilir. Cabir b. Zeyd tertibinde bu listeye Fâtiha da dahil edildiği için A‘la sûresi 8. sırada yer alır. Bizim listemizde 9. sıraya denk gelmektedir. Sûre girişi ve konusu itibarıyla, ilk inen pasajlarla benzerlik arz eder.Sûrenin ana fikri, insanoğlu için hem nimet hem zaaf olan anma/hatırlama ve unutma hakkındadır. İlk indirilen diğer sûreler gibi bu sûre de vahyin ilk muhatabı Allah Rasûlü’nü doğrudan İnşâ eder. İlk dokuz âyette hitap doğrudan ilk muhataba yöneliktir. İlk âyeti bir emirdir: “Yücelikte eşsiz olan Rabbin adına hareket et!” Namazların tüm secdelerinde tekrarlanan nebevî tesbihat, bu ilâhî emre uymanın lisani, bir göstergesidir.Sûre, hacminin küçüklüğüne rağmen adeta Kur’an’ın fihristi niteliğindedir. Allah-kâinat-insan arasındaki ilişkinin eksenini belirleyerek söze giren sûre, vahyin bu eksenin kaymasını önlemedeki rehberliğinin önemine dikkat çeker.Sûrenin ilk âyetini subhâne rabbiye’l-a’lâ şeklinde okuyan Hz. Ali, Allah Rasûlü’nün bu sûreyi namazlarda çok okumasını onu çok sevdiğine yormuştur. Rasulullah’ın sûreye gösterdiği özel ilginin sebebini, hep olduğu gibi sûrenin muhtevasında aramak îcap eder. Rivayete göre vefatından önceki son cemaat namazında Allah Rasûlü, A‘lâ ve Kâfirûn sûrelerini okumuştur.