İçini vahyin doldurup tedavüle soktuğu kelimelerden olan Me‘âric, insanın tekâmülünü ifade eden “yücelişler” veya “yüceliş yolları” yahut da “yüceliş araçları” anlamına gelir. Hem Allah’ın aşkınlığını ve mukaddesliğini hem de insanın Allah’a ulaşma imkânının çeşitliliğini ifade eder. Adını 3. âyetinden alan sûre, ilk âyetine nisbetle Seele Sâilun ve Vâkı‘ olarak da anılmıştır.Tamamıyla Mekke’de indirilmiştir. Hz. Osman’a atfedilen meşhur nüzul sıralamasında Hâkka-Nebe’ sûreleri arasına yerleştirilir. Hâkka sûresi ile arasındaki muhteva yakınlığı belirgindir. Sûrenin muhtevası, boykottan hemen önce veya boykot döneminin başlarında nâzil olduğu kanaatini vermektedir. Bunu, sûrenin iniş nedeni rivayeti de doğrulamaktadır. Kur’an’ın “şeytan” diye nitelendirdiği müşriklerden Nadr b. Haris, “Ey Allah! Eğer bu Kur’an senden geldiyse, üstümüze gökten taş yağdır!” diye beddua etmiş, sûre bunun üzerine inmiştir. Bu durumda sûreyi yaklaşık nübüvvetin 7. yılına yerleştirebiliriz.Sûrenin ana konusu âhiret, maksadı muhatabının adâlet tasavvurunu inşâdır.Âhireti inkâr edenlerin âhirette uğrayacakları yürek yakıcı mahrumiyeti haber vererek söze girer (1-2). Hemen ardından ilâhî kudretin büyüklüğüne ve Allah’ın azap etmede acele etmeyişine atıf yapar (3-4). Devamında, inkârcı insanın sıfatları ve âhiretteki yalnızlığı beliğ bir dille anlatılır (6-18). Bu pasajın son âyetinde dile getirilen cimriliğin sebebi bir sonraki pasajın ilk âyetinde verilir: “Kuşku yok ki insan tatminsiz yaratılmıştır” (19). Başına kötülük geldiğinde yakınmak, nimete nail olduğunda hasislik yapmak da insanın bu zaafından kaynaklanır (20-21). Bu hastalıklar şifasız değildir. 22-35. âyetler bu hastalıkların tedavisine ayrılmıştır.Yer yer Allah Rasûlü, inkârcı muhataplarının sözlü saldırılarına karşı teselli edilir. Sûre, sonunda yine başa dönerek, kıyamette inkârcı insanın hâl-i pür melaline atıfla son bulur: “O gün onlar, sanki putlarına doğru seğirtirmiş gibi hızla mevzilerinden fırlarlar; gözleri yıkılmış, zillete bürünmüş bir haldedirler: işte onların daha önce defalarca tehdit edildikleri gün bu gündür” (43-44).