Adını ilk âyetinden alır. Enfâl “bağışlanan, fazladan bahşedilen” anlamına gelse de, burada “savaş gelirleri” (ganimet) vurgusuna sahiptir. Sûre öteden beri Enfâl adıyla anılmıştır (Buharî ve Vâhidî).Sûre hicretin 2. yılının Ramazan ayında, Bedir Savaşı bağlamında inmiştir. Baştan sona konu bütünlüğüne sahiptir. Bu, sûreyi oluşturan pasajlar arasında çok uzun zaman aralıkları olmadığı anlamına gelir. Bir rivayette 30-36. âyetler Mekke’de inmiştir (Kurtubî). Fakat 36. âyetle 37. âyet arasında kopmaz bir irtibat vardır. İlk tertipler sûreyi Bakara’nın arkasına yerleştirir.Konusu savaş ve savaş hukukudur. Bu yüzden olsa gerek, Said b. Cübeyr’e bu sûreden sorduklarında, “O Bedir sûresidir” demiştir. Sûrenin eksenini oluşturan Bedir Savaşı, kıble değişiminden iki ay sonra yaşandı. Kâbe’ye yönelerek ibadet etmek, Mekke’ye odaklanmaktı. Muhtemelen olayı böyle okuyan müşrikler, ilk bahanede savaş açtılar. Savaşı şöyle özetleyebiliriz:Hicretin 2. yılının Şaban ayında, Ebu Süfyan önderliğindeki Mekke kervanının döneceği haberi geldi. İlgili âyetlerden de anlaşılacağı gibi Allah Rasûlü başından beri kervan için değil, savaş için hazırlanıyordu. Bin deve yükünden oluşan kervanı kırk silahlı koruyordu. Medine’deki hazırlığı daha Suriye’deyken haber alan Ebu Süfyan Mekke’den yardım istedi. Mekke yardım çağrısına bin kişilik bir orduyu yola çıkararak cevap verdi.Hicrî 2. yılın Ramazan ayının 17’sinde, etkileri açısından dünya tarihinin akışını değiştiren bir olay yaşandı. Eskiden beri panayır yeri olan Bedir düzlüğünde, sadece ikisi atlı olan 300’ü aşkın mü’minin kazandığı zafer, kendisinden sonraki bin yıl boyunca sürecek olan İslami fetihler çağını başlattı. Bu, vahyin ve imanın zaferiydi. Bu zaferle başlayan iman hamlesi, daha önce eşi görülmemiş bir toplum ve siyaset tarzı üretti. Kur’an zafer gününe kendine ait sıfatı verdi: Yevmu’l-Furkân (41). Yani: “Hakla bâtılın kesin hatlarla ayrıştığı gün”. Bu zafer, o güne kadar şahsî başarı destanları yazan İslâm toplumuna “İslâm cemaati” hüviyetini kazandırdı. Artık yeryüzünde canını hakikate şahit kılan şahsiyetler değil, bir cemaat vardı. Sûre tek cümlede şöyle özetlenebilir: İman en büyük imkândır. Çünkü yaratılmış hiçbir şey gücünü kendisinden almaz. Allah’ın yardımını Allah’a yardım edenler hak eder. Sûre, sebebe değil müsebbibe dikkat çeker. Sadece savaş ahlâkını değil, aynı zamanda ahlâk savaşını da öğretir. Zımnen der ki: Hak-bâtıl savaşı, asla rakamlara, ganimet hırsına, toprak kazanımına ve dünyevî çıkara indirgenemez. Bir yandan savaş için hazırlığı teşvik eden sûre (60), öte yandan barışı yüceltir: “Barışa yanaşırlarsa sen de yanaş” (61).