“Duman” veya mecazen “kuraklık” anlamına gelen Duhân adını sûre, 10. âyetinden alır. Hâ-Mîm ailesinin beşincisi olan sûre, ailenin diğer üyeleri gibi Mekke’de, hicrete yakın bir zaman diliminde inmiştir. Konu olarak bir iç bütünlüğe sahiptir. 15. âyetin Medine’de indiği iddia edilmişse de, bu hiçbir mukni delile dayanmaz.Tüm ilk tertiplerde Zuhruf-Casiye arasında yer alır. İbn Abbas tertibinde 61, ondan Cabir b. Zeyd kanalıyla gelen tertipte 63, Osman tertibinde 64. sırada yer alır. İniş zamanı tahminen boykot dönemine veya sonrasına denk gelir. 16. âyetteki müşrikleri “kapana kıstırarak enseleme” tehdidi, boykot sırasındaki kuşatmaya bir cevap niteliğindedir. Sâffât 62’nin bu sûrenin 43. âyetine gelen itiraza cevap olduğu göz önüne alınırsa, bu sûrenin Sâffât’tan önce indirilmiş olması kesin gibidir. Kûfe taksimine göre 59, Hicaz taksimine göre 60 âyettir. Farklılık, baştaki Hâ-Mîm harflerinin bağımsız bir âyet sayılıp sayılmayacağı ihtilafına dayanır.Sûrenin mesajı açıktır: Her Firavun’u boğacak bir deniz bulunur.Konusu, ilâhî bir inşâ projesi olan vahye teslim olmaktır. Bu inşâya teslim olmayanları bekleyen tek şey kıyamettir: bireysel, toplumsal ya da kozmik. Kendilerini vazgeçilmez zanneden inkârcıların arkasından ağlayan olmayacaktır: “Ne gök ağladı onlara, ne de yer; ve ne de cezaları ertelendi!” (29) Buna tarihten bir demet örnek sunulur. Onlar bu dünyada karşılaştıkları felaket dışında âhirette de cezalandırılacaklardır.Buna karşılık, vahyin inşâsına teslim olanları âhirette bekleyen ödül dile getirilir. En büyük zaferin ebedî kurtuluş olduğu ifade edilir (57). Duhân, cennet ve cehenneme dair ayrıntılı tasvirlere yer veren sûrelerden biridir.Bütün bu vaad ve tehditlerle onları hak edenler arasında tek şey vardır: Zaman. O halde, herkes bekleyip görecektir: “Artık sen de bekle; çünkü ötekiler bekliyorlar!” (59)Bu sûre aynı zamanda Kur’an vahyinin sözlü tabiatının tipik örneklerinden biridir. Hepsi de bir konuşmada hitabı güzelleştiren ve etkili kılan vurgulu devrik ve bölünmüş cümleler, hazf, tekrar ve atıflar muhatabın hafızasında iz bırakmayı ve vicdanını harekete geçirmeyi amaçlar. Bu özellikleriyle sûre, hakikatin ebedî değeriyle belâgatın edebî değerini kendinde birleştirir.