“Danışarak ortak aklı harekete geçirme, istişare” anlamına gelen Şûrâ adını 38. âyetinden alır. Şûrâ kelimesinin etimolojisi bal arısının bal yapma sürecine kadar uzanır. İlk neslin dilinde sûrenin bu adla anıldığına dair bir rivayet bulunmamaktadır. Bazı tefsirler mukatta‘ât harfleriyle, bazıları ise “Mü’min” adıyla anar.Mekke’de inmiştir. Bazı âyetleri bundan istisna tutulmuşsa da, 6. sûrenin girişinde saydığımız kriterler bunu doğrulamamaktadır. Ait olduğu yedi sûrelik hâ-mîm ailesinin diğer üyeleri gibi, boykot sırasında veya sonrasında inmiştir. 7. âyette yer alan ‘Mekke’nin çevresindekileri uyarma’ vurgusu, kabileleri davet yıllarına işaret eder. Bunu teyit eden bir delil de, Medinelilerle yapılan Akabe biatine muhtemel bir atıf içeren 38. âyetidir. İlk üç tertipte Fussılet-Zuhruf arasında yer alan sûre, Ca‘berî’nin naklettiği İbn Abbas’a isnat edilen Cabir b. Zeyd tertibinde Kehf-İbrahim arasında yer alır.Sûrenin konusu, ilâhî bir inşâ projesi olarak vahiy ve vahyin Allah Rasûlü’nün şahsında insanın inşâsıdır. Sûre, vahye ve onun kaynağına atıfla başlar ve biter. Sûrede meydan okuyucu bir üslûp hâkimdir. Allah’ın benzersizliğinin en beliğ ifadesi olan âyet burada yer alır: “O’nun gibisinin benzeri olamaz” (11). Sûre, hangi zaman ve mekânda yaşamış olurlarsa olsunlar tüm elçiler ve onlara inanan mü’minlerin tek bir topluluk gibi algılanmasını ister (13-15). Allah ve kıyamet hakkında tartışmanın saptırıcı etkisine vurgu yapar (16-18). Bu cüretli tavrın temelinde dünyevîleşme ve tek dünyalılık yatmaktadır (19-23). Tek dünyalı bu güruha karşı Allah Rasûlü’nün şahsiyeti şöyle takviye edilir:“Bu davete karşılık sizden bir ücret istemiyorum; sadece (Allah’a) yakınlık hususunda tam bir ilgi ve sevgi (uyandırmak) istiyorum” (23)!Dünyevîleşmeye karşı dengeli bir tasavvur inşâsı sûrenin sonuna kadar devam eder. Mü’minlere toplumsal işlerde ortak aklı harekete geçirmelerini tavsiye eden âyet (38), onlara kolektif aklın kurumlaşmasını ifade eden “şûrâ” hedefini gösterir. Allah’ın mü’minlere olan nimeti dile getirilir. Allah’ın insana tenezzülü olan vahyin geliş şekilleri üzerine en ayrıntılı bilgi bu sûrede verilir: “Hiçbir beşerle Allah’ın (doğrudan) konuşması olacak şey değildir; ancak O ânî ve içe tesir eden ilâhî bir ilham yoluyla veya bir perde arkasından ya da O’nun istediği şeyi yine O’nun izniyle bildirsin diye bir elçi göndermek sûretiyle konuşur: Çünkü O aşkın ve yücedir, her hükmünde tam isabet sahibidir” (51).