Adını Rasulullah koymuştur. İlk âyetinden aldığı Vâkı‘a adı, “olay, durum, olgu” mânasına gelir. Tüm mushaflarda ve hadis külliyatında anıldığı tek ad budur.Sûre Mekke’de inmiştir. Sûrenin ses yapısı ve muhtevası bunu teyit eder. Allah Rasûlü ile Ebubekir arasında geçen ve senedi sorunlu bir rivayetle bize kadar gelen şu içli diyalog, sûrenin iniş zamanı konusunda bize bir fikir verebilir: “Ebubekir dedi ki: ‘Saçların ağarmış ya Rasulallah!’ Nebi şöyle cevap verdi: ‘Saçlarımı, Hûd, Vakı’a, Murselât, Amme yetesâelûn, İze’ş-şemsu kuvvirat (gibi sûrelerdeki hakikatler) ağarttı’ (Tirmizî). Buna göre, Nebevî davetin üzerinden saç ağartacak kadar makul bir süre geçmiş olmalıdır. Bütün bu veriler ışığında sûreyi peygamberliğin 8. yılına yerleştirebiliriz. İbn Abbas tertibinde Medenî olan Nasr sûresiyle Mekkî olan ‘Âdiyât arasında yer alması açıklanamaz. Diğerlerinde Tâhâ-Şu’arâ’ arasında yer alır.Konu itibarıyla sûre Kur’an’ın bir fihristi niteliğindedir. Faziletiyle ilgili sahih-sakim rivayetler de, esasen bu müstesna niteliğinden kaynaklanmaktadır. Sûrenin bu özelliğini, ikinci neslin muttaki âlimi Mesruk’tan nakledilen şu ifadeler çok güzel özetler: “Kim öncekilerin ve sonrakilerin, cennetliklerin ve cehennemliklerin, dünya ehlinin ve âhiret ehlinin haberini (bir arada) okumak isterse, Vâkı’a sûresini okusun” (İbn Âşûr).Son Saat uyarısıyla başlar. Sadece misafirin değil, misafirhanenin de ölümlü olduğunu dile getirir. Bu yolla, dünyevîleşme tehlikesine dikkat çeker (1-6). Hayat, iyiler ve kötüler arasında bir yarıştır (7-14). Bu yarış bir gün bitecek, tercihine göre herkes öbür âlemde ya ödül ya da ceza alacaktır (15-56). İnkârın nankörlük olduğunu söyler, ilâhî yaratışa ve etrafımızı kuşatan nimetlere dikkat çeker. İnkârın temelinde şükürsüzlüğün, onun da temelinde değer bilmezliğin yattığını dile getirir (57-74).Vahyin indiriliş amacı insana nimetin sahibini hatırlatmaktır. İşte bu yüzden vahyi yalanlamak, inkârdan beslenmektir: “Bundan tüm nasibiniz, onu yalanlamak (mı) olmalıydı?” (82). Fakat kelâma dökülmüş hakikatleri yalanlayan, bir gün mutlaka haber verilen gerçekle yüz yüze gelecektir (95). İnsanoğlu bütün bir varlıkta dile gelen bu hakikati kabul etmeye çağrılır: “Öyleyse sen (ey insan), azamet sahibi Rabbin adına hareket et!” (96)