Adını ilk âyetinden alır. “Çekiştirip karalamak” anlamına gelir. Buhârî ve bazı tefsirler onu ilk âyetinin tamamıyla anarlar.Sûre Mekke’de nâzil olmuştur. Tüm ilk tertiplerde Kıyame ile Murselât arasına yerleştirilir. Muhtemelen 5. yıla denk gelir. Muhammedî davete karşı alay safhası suskunluk safhasından sonra gelir. Ondan sonra iftira ve saldırı safhaları gelecektir.Hümeze sûresi, insanın hemcinslerine karşı küstahça tavırlara bürünmesinin psikolojik tahlilini yapar. Hor görme, tahkir, alay, karalama, gıybet, kusur ve ayıp aramayı ahlâksızlık sayıp reddeden bu sûre, bütün bu hastalıklı tavırların temeline “kendini bilmezliği” yerleştirir. Zira ancak kendini bilmezler “sonsuza dek yaşayacağını” zanneder (2-3).Bu sûrenin Mekkî sûreler arasındaki kardeşi Kalem, Medenî sûreler arasındaki tefsiri Hucurât sûresidir.Sûrenin konusu ahlâktır. Kibirli tipin psikanalizini yapar. Sûrede “mal”, aslında takvâ dışında başkalarından daha fazla sahip olduğumuz her şeyi temsil etmektedir. Fazladan sahip kılındığı şeyleri, onlara sahip olmayanları küçümseme ve tahkir etme, onların hukukunu çiğneme ve şerefine dil uzatma sebebi sayan herkes, “yazıklar olsun” denilen “hümeze ve lümeze” sınıfına girer. Bunlar kırıp geçiren bir azaba mahkûm edilerek alçalışın dibini boylayacaklardır (4-6). Nasıl ki iftira ve karalama buna maruz kalan insanın yüreğini yakar, işte bu suçun cezası olan hutame de mücrimin yüreğinden yükselecektir (7). Yani ihanet ettiği fıtratı, sesini bastırdığı vicdanı, güdülerinin emrine verdiği bilinci ve kötüye şartlandırdığı bilinçaltı Allah’tan mahrum bırakılmanın acısıyla onu yakan bir cehenneme dönüşecektir.Muhtemel soru şudur: Bu tavır Allah’ı neden böylesine gazaplandırır? Bu önemli sorunun muhtemel cevabı da şudur: İşin özü itibarıyla bu tavır, kendini Allah yerine koymaktır. Zira insanların amel defterlerini Allah tutar, hata ve kusurlarını o kaydeder. Başkalarının hatalarını ve ayıplarını arayan, Allah’tan rol çalmaya kalkmış ve haddini aşmış demektir.