Hem “aldanış, kayıp ve zarar” hem de “kazanç, kâr” anlamına gelen Teğâbun adını 9. âyetinden alır. Kur’an’da sadece burada geçer. Sûre, ilk nesilden beri bu adla anılmıştır.Kadim tefsir otoritelerinin Mekkî mi Medenî mi olduğu hususunda ihtilaf ettikleri sûrenin nüzul zamanını tesbit için, muhtevada yer alan bazı örtülü atıflar dışında sahih bir delil bulunmamaktadır. Şöyle ki: 14-15. âyetlerin içinde bulunduğu pasaj, bir kısım mü’minlerin çektiği sıkıntıyı dile getirdiğine göre, hicretle Bedir arasındaki hassas dönemde inmiş olmalıdır. Bazıları bu âyetlerin Mekkî diğerlerinin Medenî olduğunu ileri sürer. Oysa ki 11. âyetle başlayan konu 14-15 ile devam etmektedir. Kaldı ki bu pasaj, hemen hemen aynı tema ile Hicrî 2. yılda nâzil olan Enfâl 24-28 arasında da işlenmektedir. Enfâl 28 ile bu sûrenin 15. âyeti arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Bütün bunlardan yola çıkarak sûrenin Medine’de hicretin ardından indiğini söyleyebiliriz. İlk tertiplerin hepsi farklı yerlere yerleştirmiş olsalar da, üç aşağı beş yukarı vardığımız sonucu teyit eder görünmektedirler.Sûre başlangıcı itibarıyla, diğer üyeleri Saf, Cuma ve Haşr olan dörtlünün ilkidir.Konusu, çiçeği burnunda İslâm toplumunu inşâdır. Buna, Allah tasavvurunu inşâ ile başlanır (1-4). Söz inkâra ve inkârcılara getirilir (5-7) ve vahyin aydınlığına davetle bağlanır (8). İnanmak güvenmektir. Mü’min Allah’a güvenmelidir. “Allah’ın izni olmadan (insanın) başına hiçbir musibet gelmez” (11). Gelmişse sabır, yani direniş gerektir. Bu musibetin aracı bazen servetimiz ve yakınlarımız olabilir: “Mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan aracından ibarettir” (15).Sûre, hem “güzel borç” anlamına gelen karz-ı hasen’e, hem de “Allah yolunda karşılıksız harcama” anlamına gelen infak’a teşvik ile son bulur. Bu bir paylaşma çağrısıdır. Aynı güzel akıbeti paylaşmak isteyenler, tutarlı davranıp bu dünyada imkânları paylaşmasını da bilmelidirler.Sûre, servet dağılımının imtihana dayalı ilâhî sırrına atıfla son bulur: “O, idraki aşan hakikatlerin de, idrak alanına giren gerçeklerin de sırrına vakıf olandır” (18). Sadakallahu’l-âzîm (Allah hakkı söyledi)!