Sînâ dağına atfen “ulu dağ” anlamına gelen Tûr adını sûre ilk âyetinden alır. İlk nesilden bugüne Tûr ismiyle anılmıştır.Sûre Mekke’de inmiştir. Sûrede Allah Rasûlü’ne yönelik suikast planlarına atıf bulunmaktadır (42). Sûrenin 44. âyeti ile İsrâ sûresinin 90-92. âyetleri arasında bir irtibat var gibi görünmektedir. Osman tertibinde Secde-Mülk, İbn Abbas tertibinde Ra’d-Mülk, Cabir b. Zeyd’in İbn Abbas’a isnat ettiği tertipte (Ca‘berî) ise Nûh-Mü’minûn arasında yer alır. Bütün bu veriler ışığında sûrenin nübüvvetin 10. yılı ile 12. yılı arasında indiğini söyleyebiliriz. Zira Kureyş, Allah Rasûlü’ne suikastı ancak Ebu Talib’in vefatından sonra ciddi olarak düşünebilmiştir.Her şeyin bir ruhu vardır. Hayatın cesedi bu dünya ise ruhu da âhirettir. Sûrenin ana konusu da işte bu ruhtur: Âhiret.Kaynaklarımız, Cübeyr b. Mut’im’in bu sûreyle ilgili ilginç bir anısını naklederler: “Bedir esirleri hakkında Mekke’yi temsilen müzakerelerde bulunmak üzere Medine’ye geldim. Müslümanlar mescitte namaz kılıyorlardı. Allah Rasûlü Tûr sûresini okuyordu. “Şüphe yok ki, Rabbinin azabı kesinlikle vuku bulacaktır; insan kendisini ona karşı asla savunamaz!” (7-8) âyetlerine geldiğinde, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oldu.” (Buhârî ve İbn Hanbel)Sûrede insan davranışının sonuçlarından söz edilerek, bu sonuçların iradeli bir seçimin eseri olduğu dile getirilir. İnsana acziyet ve kuvveti, zaaf ve meziyeti gösterilir. Bu açıdan sûreye ödül ve ceza sûresi de denilebilir. Birbirlerine çok bağlı aile fertlerinin “Hepimiz imanlıyız, fakat amellerimiz birbirimize eşit değil; dolayısıyla biz âhirette de dünyada olduğu gibi birlikte olabilecek miyiz?” sualine cevap olabilecek tek âyet bu sûrede gelir:“Kendileri iman eden ve soyları da bu muhteşem imanı izleyenlere gelince: Biz onları soylarıyla buluşturacağız ve kendi yaptıklarının (karşılığından) da hiçbir şey eksiltmeyeceğiz; (ne ki) herkesin (akıbeti) kendi kazandıklarına bağlıdır” (21).İnkârcı muhatapların tavrı eleştirilirken, kullanılan iğneleyici üslûp hayli dikkat çekicidir: “Onları bu tavra, kapıldıkları hayal ve kuruntular mı sevk ediyor yoksa? Ya yoksa isyanda sınır tanımayan azgın bir topluluk mu bunlar?” (32)