“Güneş” anlamındaki adını ilk âyetinden alır. Buhârî sûreyi ilk âyetinin tamamıyla anmıştır. Kur’an’da yeryüzündeki hayatın temel kaynağı olan “güneş” isimli bir sûrenin bulunması dikkat çekicidir.Mekke’de inmiştir. Sûrenin iç sesi, onun tek celsede indiğini teyit eder. İndiği yılı tam tesbit edemesek de, Semud kavminin feci akıbetini haber veren son bölümü, inkârcı muhatapların fiilî saldırılarının başladığına delâlet eder. Bu ise sûrenin 3-6 yılları arasındaki Dâru’l-Erkam yıllarında nâzil olduğunu gösterir. Nübüvvetin 4. yılına yerleştirilebilir. İlk tertiplerin tümünde Buruc sûresinin önünde yer alır.Konusu, mushaf sıralamasında kendinden önce yer alan Fecr ve Beled sûrelerinde olduğu gibi hz. insan, onun ebedî saadeti ve felaketidir. Güneşi ve ışığını güneşten alan ayı şahit tutarak söze başlaması (1-2), zımnen Allah’a ve vahye delâlet eder. Zira güneş nasıl maddî hayat için ışık ve hayat kaynağıysa, Allah ve vahiy de mânevî hayat için ışık ve hayat kaynağıdır. Nasıl ki gündüzüyle gecesiyle yeryüzü güneş ve aya şahitse, insan da fucûruyla ve takvâsıyla Allah’a ve vahye şahittir (3-8). Sonuç ise bellidir: “Kim kendini geliştirip arındırırsa, o kesinlikle ebedî mutluluğa ulaşacaktır; kim de kendini geliştirmeyip (içindeki iyilik tohumunu) çürütürse, o kesinlikle kaybedecektir” (9-10).Sekiz şey üzerine yemin edilir: güneş, günışığı, ay, gündüz, gece, gök, yer ve insan. İnsanlık tarihinde bu sayılanların tanrılaştırıldığı farklı yer ve zamanlar olmuştur. Bunlardan ilk altısının insanın emrine musahhar kılındığı ifade edilir. Emrine verilenlere Allah’tan bağımsız tanrılık yakıştırmak, kölesinin kulu olan şaşkın efendi rolü oynamaktır.Kaybedenler için “Kimler gibi?” derseniz, cevabı Semud kavminin uğradığı feci akıbet olacaktır. Nüzul sürecinde ilk kez Fecr sûresinde değinilen Semud’un akıbeti burada detaylandırılır. Onlar, elinde vahiy gibi ilâhî bir ışık taşıyan bir Allah elçisini yalanlamışlar, sonuçta kendilerini karanlığa mahkûm ederek ebedîyen kaybetmişlerdir (11-15).