Kıssa kelimesinin masdarı olan Kasas adıyla şöhret bulan sûreye, 25. âyetten ilhamla bu ad verilmiştir.Mekke’de indirilen sûre, tüm ilk tertiplerde İsrâ sûresinin önüne yerleştirilmiştir. R. Blachère sûreyi Mekke döneminin 3. periyoduna, M. Bazergan dört âyet hariç (81-84), 11 ve 12. yıllara yerleştirir. Konusu itibarıyla Kasas sûresinin kendi içerisinde bir bütünlük teşkil ettiği açıktır. Aslında sûrenin kendi içinde, iniş tarihine delâlet edebilecek hayli done vardır. 20. âyet Rasulullah’a karşı hazırlanan suikastı dolaylı olarak haber verir. 24. âyet Allah Rasûlü’nün Taif seferini hatırlatır. Fakat 56. âyeti Ebû Tâlib’le ilişkilendiren rivayetlere bakılırsa, sûrenin daha erken bir tarihte indiği söylenebilir. İniş tarihini yaklaşık 9-10. yıl olarak tesbit etmek mümkündür.Bir önceki sûrede ağırlıklı olarak yer alan Süleyman-Belkıs kıssası bağlamında iktidar ve güç ahlâkı ele alınmıştı. Bu sûrede anlatılan Karun kıssası bağlamında (76-82) servet ahlâkı ele alınır. Esasen sûrede ayrıntılı olarak ele alınan Firavun-Hâmân-Karun üçlüsü, siyaset-bürokrasi-sermaye üçgenini temsil eder. Bu üçlü zalim olursa, zulüm üzerine bina edilmiş olan piramidik bir siyaset üretir. Bu üç erkin temerküzü, gücü tanrılaştırır. İlgili pasajların ana fikri de budur.Sûrede Musa kıssası, öncelikli bir yer tutar (3-46). Bu kıssa boyunca iç çatışmaları, endişe ve kaygıları, şaşkınlık ve hatalarıyla Hz. Musa’nın “beşerî” boyutu işlenir. Zaten bu kıssanın hemen ardından gelen ve Allah Rasûlü’ne hitap eden “Sen sevdiğin herkesi doğru yola yöneltemezsin; ve fakat Allah tercih edeni/tercih ettiğini doğru yola yöneltir” (56) âyeti de, bu kıssanın vermek istediği mesajı tamamlayıcı mahiyettedir. Bu âyetin içerisinde yer aldığı uzun bölüm (47-75) elçilerin beşerî tabiatına ve vahyin ilâhî kaynağına dikkat çeker. Bu bölümde, inkârcı toplumların başına gelenler hatırlatılır. Bir toplumu neyin helâke sürüklediğini çarpıcı bir dille beyan eden şu âyet, bu bölümde yer alır: “Zaten Biz, halkı zalim olmadıkça, hiçbir yerleşim biriminin helâk edicisi olmamışızdır” (59). Söz, Hesap Günü’ndeki ilâhî yargıya getirilir. Herkesin âhiret ve akıbetini, bu hayatta, kendi eylemleriyle inşâ ettiği hakikati bir kez daha vurgulanır.Sûre, tüm vahiylerin en temel hakikati olan tevhid akidesine atıf yaparak son bulur: “O’ndan başka ilâh yoktur; her şey yok olacak, sadece O’nun zatı bâkî kalacaktır. Nihaî yargı yalnız O’na aittir!” (88)