Adını ilk âyetinden alır. Mushaf ve tefsirlerin çoğunda Nâs adıyla anılır. İkizi olan bir önceki sûre gibi bu sûre de Allah Rasûlü’nün dilinde ilk âyetinin tamamıyla isimlendirilir. Felak ile birlikte Muavvizeteyn olarak da anılmıştır.Felak sûresi gibi bu sûre de Mekkî’dir. Gerekçesi ve Medenî olduğu yolundaki görüşlerin geçersizliği de Felak sûresinin girişinde işlenmiştir. Tüm tertiplerde Felak-İhlas arasına yerleştirilir. İkizi gibi bu sûre de Mekke döneminin 3. yılında inmiş olmalıdır. Altı âyettir.Resmî mushaf tertibinde son sûre olarak 114. sırada yer alır. Bu sayede Allah’ın adıyla başlayan mushaf, Nâs (İnsanlar) sûresi ile son bulur. Allah vahyin kaynağı, nâs vahyin hedefidir. Zaten vahyin de iki hedefi vardır: Tevhid ve adâlet. Birincisi kuldan Allah’a, ikincisi kuldan nâs’adır. İlâhî hitap işte bu yüzden başı gökte ayakları yerde bir hitaptır. Onun ayaklarını insanlık temsil eder.Sûre, ikizi olan Felak gibi İnşâ edici bir sûredir. Felak sûresinde felak’ın Rabbine sığınma telkin edilirken, burada insanlığın Rabbine sığınma telkin edilir. Felak’ta gecenin “şer ilâhı” gibi görülmesi zımnen reddedilirken, Nâs’ta adı sarahaten anılmadan görünen ve görünmeyen, insan ve cin şeytanlarının şer ilâhı gibi telakki edilmesi reddedilir. Sûrenin son âyetinden şeytan adının yalnızca görünmeyen varlıkların şerlilerine değil, aynı zamanda insanın da şerlisine verildiğini öğreniriz. Böylece insandan insanın Rabbine sığınmış oluruz. Sûrede şeytanın Rabbe izafe edilmemesi, şeytanın isyanıyla ilâhî terbiyeyi reddettiği, insanoğlununsa tevbesiyle ilâhî terbiyeyi kabul ettiği anlamını taşır.Sûrenin ilk İnşâ ettiği şahıs Allah Rasûlü’dür. Ona sadece görünmeyen varlıklara karşı değil, toplumun içindeki şeytanlaşmış kimselere karşı da Allah’ın kendisine yeteceği vurgulanır. Bu ilâhî bir teselli olmaktan da öte, zımnî bir garantidir. Nitekim bu ilâhî garantinin tüm zor şartlara rağmen nasıl gerçekleştiğine tarih şahit olmuştur.Sözün özü: Allah kendisine sığınanı, sadece kendi dışındaki görünür görünmez türlerin şerrinden değil, kendi türünün şerrinden de korur.Allah’ın “İnsan topluluğunun Rabbi” oluşu, insan teki gibi insan topluluklarının da ilâhî terbiyenin muhatabı olduğunu gösterir. Bu “Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını kendiliğinden değiştirmez” (58:11) âyeti ışığında anlaşılmalıdır.