Sûre, kadim mushafların, tefsir ve hadis kitaplarının birçoğunda Nebe’ adıyla anılır. İkinci âyetinde yer alan nebe’, “hayati bildiri, önemli ve büyük haber” anlamına gelir. Buhârî ve bazı tefsirler ilk âyetiyle anmışlardır. Kurtubî Sûretu Amme adıyla anmıştır. Ayrıca bu sûreye Tesâul ve Mu’sırât adını verenler de olmuştur.Nebe’ ve Nâzi‘ât sûreleri, mushafta da nüzulde de birbirini izler. Ünlü tertipte Me‘âric-Nâzi‘ât arasında yer alır. Sûre, muhteva itibarıyla iniş zamanına ilişkin bir delil sunmaz. Ancak inkârcı muhatapların üzerinde yoğunlaştığı âhireti inkâr konusuyla söze girmesi, bir ipucu sayılabilir. M. Bazergân, nüzul tertibinde sûreyi iki bölüme ayırarak 1-36’yı vahyin ikinci yılına, gerisini 6. yılına yerleştirir. R. Blachère ise üç dilimlik Mekke döneminin ilk dilimine ve 26. sıraya yerleştirir. Tertipteki yerine dayanarak sûrenin nübüvvetin 7. yılında nâzil olduğunu söyleyebiliriz. İbn Abbas’tan gelen şu rivayet, bu tahminimizi pekiştirir mahiyettedir: “Kureyş, inen Kur’an âyetlerini tartışıyordu; onlardan tasdik edenler de çıkıyordu, yalanlayanlar da; derken bu sûre indi.”Konusu bir bütün olarak insanın ebedî istikbalidir. Yeniden diriliş hakikatini eşsiz bir belâgatla ele alır (1-5). Ardından insanoğluna sunulan nimetler hatırlatılır. “Uykunuzu istirahat kıldık” (9) ve “gündüzü de çalışma zamanı yaptık” (11) diyen âyetler bu sûrede yer alır. Sûrede ilâhî ödül ve cezanın ayrıntılı tasvirleri yapılır (21-40).Sûre, inkâr ettiği Hesap Günü ile karşı karşıya kalan bir inkârcının pişmanlık kokan şu acı yakınışıyla son bulur:“Âh n’olaydım, keşke bir toprak olaydım!”